#çokayif

Suriye Krizi

Yıl: 2008

Yer: Tarih Bölümü İbn-i Haldun Amfisi

Ders: 20. YY Ortadoğu

Haftalık sunum sırası : @ismaillfirdevsoglu‘nda

Konu: 1950 – 1960 arası Ortadoğu Krizleri ve Çıkmazları

Lisans dönemi sunumumu hazırlamak için yaklaşık 1 aylık bir zaman vardı. Genel olarak kaynak taraması yaparak başladığım araştırmam neticesinde ortadoğu bölgesinde Osmanlının tarih olmasıyla krizlerin ve savaşların ardı arkasının kesilmediği ilk anda müşahade ettim. Sebep olarak bahane oldukça fazla idi ama temel sebep olarak tüketim ekonomisinin temel kaynaklarından petrol birinci unsur idi. Ayrıca ortadoğuya hançer gibi saplanan yeni bir devlet ve onun idealleri vardı israil

Yapmış olduğum sunum notları yazının en altındadır.⬇️⬇️⬇️⬇️⬇️⬇️

Sunumu görseller ve yazılar eşliğinde yaptım. Sınıf arkadaşlarım amatörce bir iki sorusunu savuşturdum. Neticede ben sadece olan olayları derleyip sunum yapmıştım. Bir analist yada uzman değildim. Dersin hocası profesör tesekkur edip beni yerime uğurladı. Kendisi bir iki kelam edip dersi bitirecekti ki ben kendisine peki krizler savaşlar ortada bunun çözümü nedir. Nasıl aşılacak bütün bu krizler diye sordum. Hocamız bir iki kaçamak cevabin ardindan aslinda bu soruları biz sana soracağız dedi. Bende ben bu soruları cevaplama kapasitem olsa hocam şuanda makamlarımızın yer değişmesi gerekir dedim.

Bunca yılın ardından bu ve benzeri bir çok anım olmuştu. Anlaşılan o ki sorunu bulup ortaya çıkarabiliyoruz ama olması gereken cevapları bulamıyoruz. Yada cevapları da buluyoruz ama uygulama imkanı elde edemiyoruz. Yoksa ortadoğuda kimin kimle ne sorunu olabilir. Çoğunluk aynı dinin mensunu hatta barış buyuran bir dinin mensubu.

2008 yılında yaptığım sunumun yazılı not kısmı;

Suriye II. Dünya Savaşı sonunda Fransa’dan yakasını kurtarıp tam bağımsız olur. Ama yinede sürekli istikrarsızlık içindedir. Suriye siyasi hayatında 1949–1953 yılları arasında üç kez hükümet darbesi, yirmi bir kabine değişikliği ve iki defa askeri diktatörlük kurulur.

1956 İsrail-Arap savaşında İngiltere ve Fransa’nın Mısır’a saldırması bütün Arap dünyasında Batı aleyhtarlığını arttırır. Böyle bir ortamda Suriye yönetimi açık bir şekilde sola kaymaya başlar. Suriye’nin sola kayması Batı’yı ve Suriye’nin komşularını özelliklede Türkiye’yi endişelendirir. Çünkü Suriye ile Türkiye geniş bir sınıra sahiptiler.
ABD ve Bağdat paktı Ortadoğu’da gerçekleştirmeye çalıştıkları komünizmin yayılmasını önleme çabaları ters etki yapar. Ortadoğu’da kutuplaşma olur.

Yine bu dönemde yaşanan Ürdün de yaşanan siyasal gelişmelerden Suriye sorumlu tutulmuştur.

Ürdün iç gelişmelerden Suriye’yi sorumlu tutarken Komünist yanlısı Suriye Savunma Bakanı Halit El-Azm, Temmuz 1957’de Moskova’ya gider. Sovyetler Birliği ile ekonomik ve teknik yardım anlaşması imzalanır.

6 Ağustos’ta bu anlaşmalar açıklanır. Bu anlaşmaya göre Sovyetler Suriye’ye 500 milyon dolarlık ekonomik ve askeri yardımda bulunacaktı.

13 Ağustos’ta Suriye Hükümeti mevcut rejimi değiştirmekle suçladıkları üç ABD’li diplomatı sınır dışı eder. ABD’de buna karşılık Suriye’nin Washington Büyükelçisini istenmeyen adam ilan eder.

17 Ağustos’ta Suriye ordusunda büyük bir tasfiye yapılır. Orduda komünistler ön plana çıkar. Bu gelişmeler Suriye’nin komşuları Irak, Ürdün, İsrail, Lübnan ve özelliklede Türkiye’yi endişelendirir. Çünkü Sovyetler Ortadoğu’da Suriye’yi bir köprübaşı olarak görür .

İsrail Başbakanı Ben Gurion, ABD başkanı Eisenhower’a gönderdiği mesajda Suriye’nin milletlerarası komünizmin üssü haline gelmesinin dünya için çok tehlikeli olacağını söyler. Bu gelişmeler üzerine Irak Kralı Faysal, Ürdün Kralı Hüseyin İstanbul’a gelip görüşmeler yaparlar. Yapılan görüşmelere Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Türkiye Başbakanı Adnan Menderes’te katılırlar. Bu görüşmelere ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Loy Henderson’da katılır.

Eisenhower, Adnan Menderes’e gönderdiği mesajında Suriye’nin bir saldırısı karşısında yanlarında olduğunu söyler. ABD İncirlik Hava Üs’süne kuvvet gönderir. Ayrıca VI. Filo’yu da Doğu Akdeniz’e gönderir. Türkiye ise Suriye sınırına askeri yığınak yaparak Suriye’ye gözdağı vermek ister. Türkiye yıllardır Kuzey’den hissettiği baskıyı artık Güney’den de hissediyordu. Türkiye’nin aldığı tedbirler Suriye’yi yumuşatmak yerine ilişkileri iyice gerginleştirir.

ABD, Türkiye’yi Sovyetler Birliği ise Suriye’yi desteklemektedir.
Sovyetler Birliği Başbakanı Bulganin 10 Eylül 1957’de Adnan Menderes’e gönderdiği mesajda Türkiye’nin Suriye sınırına yaptığı askeri yığınaktan ve ABD’nin Türkiye’ye yaptığı askeri yardımlardan Sovyetler için endişe verici olduğunu belirtir. Türkiye’nin Suriye’ye karşı girişeceği askeri bir maceranın mahalli çapta kalamayacağını zira I. ve II. Dünya savaşlarının da böyle çıktığını söyler.

Adnan Menderes ise bu mesaja verdiği cevabında Suriye’nin makul savunma dışında aşırı silahlanmasının Türkiye’de uyandırdığı endişeleri belirtip Suriye’nin ihtiyaç halinde muhtemelen başkaları tarafından kullanılabilecek bir silah deposu haline getirildiğine dikkat çeker. Sovyetlerde iyi ilişkilerde bulunmak istediğini ancak II. Dünya savaşından beri Sovyet Rusya’nın takip ettiği politikaların buna engel olduğunu söyler.

Sovyetler, Türkiye’ye baskı yaparken diğer yandan Suriye’ye destek verdiklerini göstermek için Eylül ayında bir Sovyet ekonomik ve teknik heyeti Suriye’yi gelir. Bazı Sovyet gemileri de Suriye’nin Lazkiye limanına demir atar. ABD gemileri ise İzmir Limanına demirler.

Ekim ayında Türk-Sovyet gerginliği ve Suriye Krizi daha da şiddetlenir. Sovyet Komünist Partisi Sözcüsü Kruşçev 9 Ekim’de Amerikan Newyork Times muhabiri James Reston’a verdiği demeçte “ eğer savaş patlak verirse, biz Türkiye’ye daha yakınız siz değilsiniz. Silahlar ateş almaya, roketler uçmaya başlayınca o zaman düşünmek için vakit çok geç olacak” der. Kruşçev’in bu demecine ABD Dışişleri Bakanlığı 11 Ekim’de yayınladığı bir bildiri ile cevap verir. Bu bildiride “arada ki mesafe ne olursa olsun” Birleşik Amerikanın bir müttefiki ve dostu olan Türkiye’ye karşı NATO içinde yüklenmiş olduğu taahhütleri “hafife alamayacağını” belirtir .

Sovyetlerin Türkiye’yi roketlerle tehdit etmesi ABD’yi harekete geçirir.9 Aralık’ta ilk ABD füzeleri Türkiye’ye gelir. Başbakan Adnan Menderes Türkiye’nin ABD’den Honest John ve Nike tipi füzeler aldığını açıklar ve bu füzeleri alımı ABD ile karşılıklı savunma yardım programı gereğince müdafaa için olduğu söyler. ABD’de bu füzelerin verilmesini NATO makamlarının da onayladığını belirtir. Nike Füzeleri uçaksavar güdümlü, Honest John ise sahra topçusunun kullanılıyordu. Nike düşman uçaklarını hatasız vuruyor. Honest John ise kara hedeflerini yok ediyordu.

Adnan Menderes 10 Aralık 1957’de Anadolu Ajansına verdiği demeçte Nike 40 km ve en modern uçaksavar, Honest John ise 8 metre uzunluğunda olan bu füzenin 40 km(24,85 mil) uzakta ki kara hedeflerini tam isabet aldığını söyler .

Kriz artık uluslar arası bir nitelik kazanır. Krizini daha fazla büyümesini istemeyen Suudi Arabistan Kralı Suud arabuluculuk teşebbüsünde bulunur. Kral Suud 21 Ekim’de bir açıklama yaparak Türkiye ve Suriye’nin arabuluculuğunu kabul ettiklerini açıklar. Fakat Suriye, Suudi Arabistan’ın bu yolla prestij kazanmasını istemediğinden konu Birleşmiş Milletlere gider. Suriye, Türkiye’nin kendi sınırında ki askeri yığınağın olduğunu ve bunun bağımsız bir komisyonca incelemesini, Türkiye ise Suudi Arabistan’ın arabuluculuğuna sıcak bakar.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 22 Ekim’de toplanıp Suriye’nin isteği ile konuyu ele alır. Birleşmiş milletler iki tane tasarı hazırlar. Bu tasarılar biri Türkiye diğeri Suriye’nin isteğini öngörür. Oylamaya geçilmeden Endonezya Birleşmiş Milletler temsilcisi bir teklifte bulunur. Bu öneri “dostluk içinde bir arada yaşayarak Türkiye ve Suriye’nin uzlaşma yolu aramalarını ister. Bu öneri kabul görür. Böylece Birleşmiş Milletler aşaması son bulur.
Kriz artık eskisi gibi değildir yumuşama başlar. Sovyetlerin tutumunda yumuşama olur. Türkiye’nin tutumunda da yumuşama başlar. Kasım ayından itibaren Suriye sınırında ki askerini çekmeye başlar.

Krizin sona ermesinde en önemli etken 1 Şubat 1958’de Suriye ile Mısır’ın Birleşik Arap Cumhuriyeti adında birleştiklerini açıklamaları etkili olur. Suriye artık Mısır’ın bir eyaleti konumundadır. Suriye’de siyasi partiler yasaklanır. Birleşme fikrini Türk Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu “Suriye’nin komünizm yanlısı olmaktan ise Mısır’ın bir eyaleti olmasının daha iyi olduğunu” söyler . Türkiye, Birleşik Arap Cumhuriyeti ilk tanıyan ülkelerdendir. 11 Mart 1958’de resmen tanınır.

Kriz ABD ile Sovyetleri Ortadoğu bölgesin de ilk defa karşı karşıya getirir. II. Dünya Savaşında sonra Avrupa ve Uzak Doğuda savaşan iki blok Ortadoğu’da da savaşın eşiğine gelirler. Krizin ardından Arap dünyasında ki Batı aleyhtarlığı daha da artar. Sovyetler birliği koruyucu olarak görülür

Konuya ilişkin faydalanmış olduğum kaynaklar;

  1. Fahir Armaoğlu, 20.yy Siyasi Tarihi,
  2. Fahir Armaoğlu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri,
  3. Tayyar Arı, 2000’li Yıllarda Basra Körfezinde Güç Dengesi,
  4. Harun Bodur, 20.yy Siyasi Tarihi,
  5. Beril Dedeoğlu, Ortadoğu Üzerine Notlar,
  6. Hasan Köni, Amerikanın Uluslar arası Politikası,
  7. Ömer Kürkçüoğlu, Türkiye’nin Arap Ortadoğusuna Karşı Politikası
  8. Olaylarla Türk Dış Politikası,(cilt 1) Ankara Üniversitesi Basımevi,
  9. Ayşegül Sever, Soğuk Savaş Kuşatmasında Türkiye, Batı ve Ortadoğu( 1945–1958),
  10. Baskın Oran, Türk Dış Politikası
  11. Türel Yılmaz, Uluslararası Politikada Ortadoğu,

Dünyada barış daim olması dileğiyle…